Kategori arşivi: travesti Iclal

Kıyas

Kıyas insanın neşesinin de içine der yani neşeyi öldürür. Kendinizi bir başkasıyla asla kıyaslamayın. Kendin olmaya odaklanıp başkalarıyla yarışmadığında ve kendini kıyaslamadığında, herkes sana saygı duyacak. Saygı görmek kendin kalmakla yakından ilgilidir. Kendin ol sen başkası gibi değilsin sen sensin. En yaygın ve en yıkıcı günlük alışkanlıklardan biri, sürekli olarak kendini ve hayatını başkalarıyla ve onların hayatlarıyla kıyaslamaktır. Arabaları, evleri, işleri, ayakkabıları, parayı, ilişkileri, popülariteyi, kısacası her şeyi kıyaslarsınız. Günün sonunda özgüveniniz dibe vurur ve olumsuz duygular sizi sarar. Peki ne yapabilirsiniz? Bu alışkanlıktan nasıl kurtulabilirsiniz? Bugün bu alışkanlıkla başa çıkmanıza yardımcı olacak 3 basit adımı paylaşmak istiyorum ancak bunları gerçekleştirmek zaman aldığından kendinize biraz süre tanıyın ve sabırlı olun. Sabır denilince bu konuda gayet olduğunuzu bilirim travesti dostlar bakalım neler yazmışım. Ne yaparsanız yapın, muhtemelen yeryüzünde o işi sizden daha iyi yapan biri vardır. Komşunuzun arabasından daha güzel bir araba aldığınızda iyi hissedebilirsiniz tabi, ancak birkaç hafta sonra bir başka komşunuz sizinkinden daha güzel bir araba alabilir. Ne kadar geliştiğinizi, neleri başardığınızı ve hedeflerinize ne kadar yaklaştığınızı görün. Bu alışkanlığın olumlu etkileri şükran duygusu, takdir ve nezaket olacaktır. Ne kadar ilerlediğinizi gördüğünüzde diğerleriyle kıyaslama yapmadan da iyi hissedeceksiniz. Bu alışkanlığı günde veya haftada birkaç dakikanızı ayırarak günlüğünüze neleri başardığınızı yazmak suretiyle yerleştirebilirsiniz. Böylece zamanla kendinizi başkalarıyla kıyaslamayı bırakacak ve kendinize odaklanacaksınız. Bunu yapabilen kaç İstanbul travestisi var eminim oldukça fazladır. Diğer insanlara karşı tavrımızın ve davranışlarımızın, kendimize karşı olan tavır ve davranışlarımıza tahmin edemeyeceğimiz kadar büyük bir etkisi var. Diğer insanları ne kadar çok yargılar ve eleştirirsek, kendimizi de o kadar yargılayıp eleştiriyoruz. Diğer insanlara karşı ne kadar nazik ve yardımsever olursak, kendimize karşı da o kadar nazik ve yardımsever oluyoruz. Bu yüzden etrafınızdaki insanlara karşı nazik olun ve onların olumlu yönlerine odaklanın. Böylece kendinizle daha çok barışacaksınız. Saygılarımla kendinize iyi bakın İclal.

Affetmek nedir?

Affetmek nedir sorusu size biraz garip gelmiş olabilir böyle soru mu olur diyorsunuz aslında haklısınız belki de değilsiniz affedin kafam karışık bugünlerde af ve hoşgörünüze sığınmayı seçiyorum. Mesela konu aşk olsa affetmek büyüklük müdür yoksa hoşgörü müdür hadi çıkın sorunun içinden tamam anladım aşk olunca affetmek zor geldi hele ki aldatılmışsanız. İşte hayatımızdaki birçok durumdan farklı olarak aşkta affetmek “başka birine” yönlendirebileceğimiz bir eylem değildir. Nasıl diyeceksiniz? Yani aşkta affetme eylemi, samimiyetle ve bilinçle dediğimiz affediş, aslında “kendimizi affetmemiz” demektir. Ben de ilk zamanlarda o kadar çok sorguladım, neden, nasıllarına gömüldüm ve cevaplar aradım ki… Evet şu an yazımı okuyan siz travesti bireyler gibi, bulamadıkça daha da derin bir döngünün içine girdim, daha çok sordum ve sonunda öyle bir an geldi ki şunu çok açık bir şekilde gördüm; hayatımda tezahür eden “aldatılma” yine ben kaynaklıydı; kendimi sevmiyordum, kendime güvenmiyordum, kendimi sevilmeye layık görmüyordum, kendim bir adamın sadakatini hak etmiyordum, kendim bir adamın aşkını da hak etmiyordum… Bunu idrak ettiğim noktada kalbimde birikmiş “istenmeme” duygusu, “başkasına tercih edilme” kırgınlığı ve “saygı duyulmama” durumu ortada kayboldu. Affetmek veya affetmemek arasında bir seçim noktasında duruyoruz diyelim, şöyle hayal edebiliriz birlikte tam önümüzde kocaman bir uçurum var, eğer affedersek sırtımızı dönüp yolculuğumuza devam edeceğiz fakat affetmediğimiz noktada uçurumdan atlıyor olacağız, yani sonunu bilemediğimiz bir bitiş deneyimleyeceğiz. Hangisini seçeceğiniz sizin elinizde sen İstanbul travestilerinden Sade hangisi daha yakın duruyor sana hadi düşün ve bir cevap ver. Affetmek gereklidir, aşkta affetme yine “kendimizi affetmektir”, bunu gerçekleştirdiğimizde samimiyetle şunu kendimize itiraf edebilmişizdir, her ne yaşandıysa benim isteğimin tezahürüdür, almam gereken dersleri alıyorum, bu dersler için teşekkür ediyorum. Buna aracı olan her şeyi ve herkesi teşekkürler anıyorum. Öncelikle kendimi affediyorum. Bu duruma düşmeyi asla istemem ama seçmek de affetmek de benim elimde ise biraz düşünmek iyi gelir sanıyorum nelerden vazgeçebilirim artı ve eksileri bir kefeye koyup tartmalıyım ve en önemlisi ben böyle bir ihaneti affetsem bile unutabilir miyim? İşte can alıcı soru budur sevgiyle kalın İclal.

Kendine güven

Kendinize güvenmenin yolu nereden başlıyor bilir misiniz? Herkes hata yapar ama yinede eşsizdir sen teksin senden başka yok. Önemli olan hata yapmamak değil yaptığı hatanın farkına varmaktır. Kusursuz insanlar ne kadar itici ise hataları ile yüzleşebilen insanlar bir o kadar sempatiktir. Hatasını görüp, söyleyebilen insanın içsel gücü fazladır. Tam tersine hatasından utanıp gizlemeye, saklamaya çalışan insan ise, içsel olarak gittikçe zayıf düşer ve kendinden uzaklaşır. Siz de bugüne dek yaptığınız hataları ve bunlara ne tepki verdiğinizi düşünün! Hatalarınızı saklamaya mı çalıştınız, yoksa alenen söyleyebildiniz mi? Eğer saklama huyunuz varsa, kendinizi değiştirmek için fazla baskı altına girmeyin. Öncelikle yapmanız gereken herkese güzel görünmeye çalışmaktan vazgeçip hayır demeyi de öğrenmeniz olmalıdır. Hayır diyebilmek acizlik değil güçlülüktür. Her isteğe evet derseniz, kendinize olan saygı ve güveni yitirir, yaşamınızı tamamen başkaları üzerine inşa etmiş olursunuz. Bu yüzden kendinizi ‘hayır’ sözüne alıştırın. Hayır demelisin travesti birey senden faydalanmak isteyen çıkarcıları hayatından uzak tutmak için hayır demelisin. Kendine olan güvenini sağlamlaştırmak isteyen bir kişinin, riskli olaylara da atılması gerekir. Bunun için öncelikle kendinizi motive etmeyi öğrenmelisiniz. Bu esnada yanlış yapma korkusunu taşımayı, başaramayacağınıza inanmayı ise, kendinize yasaklayın. Not defterinize şu ana kadar başarmış olduğunuz ve takdir aldığınız işleri kaydedin. Bunları okuyarak kendinizle gurur duyun, hatta biraz böbürlenin. Bundan sonraki beklentilerinizde ve gireceğiniz işlerde de aynı başarıyı elde edebilirsiniz. Şu ana kadar hiçbir görevinizi başkasından rica etmemişseniz ve başkasının almayacağını düşünüyorsanız, sonucu öğrenmenin bir tek yolu var. Onlara paylaşmayı önerin! Yakınınızda olan insanlar görevi kabul etmezlerse, kullanılıyor olduğunuzun farkına varırsınız. Bu durumda ise, tavır koymak en doğru davranışlardan biridir. Eğer yine sesinizi çıkartmazsanız, psikolojik açıdan daha fazla çöker, kendinizi hırpalanmış hissedersiniz. Ankara travestilerinden Bade etrafındaki insan sayısını en aza indirmek için kullandı hayır tekniğini ve geriye sadece onu gerçekten önemseyen ve sevenler kaldı. Bunu sen de dene sonradan pişman olmaktansa baştan kaybetmek en güzelidir. Sevgilerimle İclal.

Garip

Gariplik nasıl anlatılır hiç bilmem insan yaşadığını kağıda dökmekte zorlanırmış Bugün şiir tadında bir paylaşım yapmak istedim sizlere garip bir tek taraflı aşk hikayesini kaleme aldım umarım beğenirsiniz. Tüm aşık travesti bireylere gelsin okumak su gibi kolay ama yazarken çektiğim sıkıntıyı bunu yazarken yanımda bulunan İstanbul travestilerinden Aşkın iyi bilir. Tuhaf bir dinginlik üzerime yağmış, sırılsıklam köşeye sığınmışım. Esrik de bir halim var neye baksam uçuşuyor, sen aklıma geldikçe bir daha sermest ediyor. Bilirken susmak ne kadar zorsa o kadar zorum, derdim zorum anlatmak da neyi nasıl sunsam diye günlerdir, dumanlar tüterken kafamdan beynimin her hücresiyle ayrı ayrı savaş veriyorum. Cephelerde asker olup vuruşan, süngü takıp dövüşen neferler gibi kahramanım, cesaretim aşkından, esaretim zincirimden kısa olsa canım yanar uzun tut ki az dolanayım. Dolanayım da beline hep orada kalayım. Sana şiir yazmaya kalkmıştım, iki kelimeyi yan yana getireyim derken yüklem aldı başını gitti. Gönlüm de garip, hanesini sılasını unutmuş. Köşe başında bitimsiz bir yağmurun altında, sokak lambası gibi dimdik kımıldamadan duruyor. Mezar kaçkınıyım, halim içler acısı, ışıksız pencerenin altından suretin süzülüyor. Hilal çekilmiş inzivaya ferimah yok. Elginim, kimsesizim, canımın cananı, gönlümün ilacı, eridim helak oldum, aç perdeni gör beni. Sevmenin günahı yok, azıcık da sev beni. Bir gönle gariplik çöktükten sonra, hanesi de, sılası da gurbettir. Hasretlik boynunu büktükten sonra, rüyası da, hülyası da gurbettir. Fark etmez gurbette ne yokuş, ne düz, görmeyene birdir gece ve gündüz, yoksa çevresinde tanıdık bir yüz, İki kaşın arası da gurbettir. Şah damarı kadar yakın da olsa, uzaktır arada bir perde varsa, gönül arzuluyor, göz görmüyorsa,şu duvarın arkası da gurbettir. Aşkın karşılığı olmayınca içine düştüğün durumun gurbetten farkı yoktur onun kalbi senin yurdun olmuştur ve sen oraya hasretsin yurdundan olmuş sıla hasreti çekersin. Garipliğimin ilacı çaresi oysa ondan uzakta her daim garip kalırım. Hiç kimse böyle bir duruma düşmesin her zaman karşılıklı aşklar sevmeler olsun sevgiyle kalın İclal.

Geçmiş zaman olur ki;

966929-kuleonu-tren-istasyonu-isparta

Çocukluğum küçük bir mahallenin tam ortasında yükselen yığma tuğlalı bir evde geçti. Komşularımızın bahçeleri ile iç içe geçmiş bir bahçemiz ve her daim çiçek açan meyve ağaçlarımız dallarını biraz uzatsa üstünde olgunlaşan meyveyi yemek yoldan geçenin hakkıydı. Bütün gün toplanıp oynadığımız oyunlardan yorgun düştüğümüzde kimin evine denk gelirse orada dinlenir, margarinli ya da salçalı ekmekle karnımızı doyururduk. Üstümüzün çamur olmasını kol ağızlarımızın yırtık olmasını umursamayan komşu teyzelerimizin şefkati, onları ailemizden biri olarak görmemize yeterliydi. Akşam yemeği saatinde mahalleden el ayak çekilince huzur sokağın her karesinde hissedilirdi sofra daha ortadan kalkmadan ajans saati başlar ve hiçbir ajans tek başına izlenmezdi. Biz çocuklar bilirdik haberler başladığında saygıyla susmamız gerektiğini eve gelen komşularımızla birlikte izlenen haber saatinde çıt çıkarmazdık. Yaşanmış gerçek bir hikayenin burasında susan Ankara travestilerinden Bade yutkunuyor sanki geçmişe özlemi iyice artarak çoğalıyor. Anlatmaya devam ediyor tüm travesti bireyler için yeniden böyle mutlu günler dilerken sessiz ve derinden iç geçiriyor. Önümüze konulan pasta börek eşliğinde yudumlarken ince belli bardakta sunulan portakallı oraletimizi ( Ben portakallı severdim) kulak kesilirdik konuşulanlara önce hep mahallenin en büyüğü olan İsmet amca konuşurdu. – Ya nereye gidiyor bu memleket muhalefetle bu koalisyon yürümüyor, yine yanlış kararlar alıyorlar. Derken lafa Kenan amca girer –Üstadım bunlar bilmiyor bu işleri vereceksin Hükümet yetkilerini askere bak nasıl düzeliyor her şey diye devam ederdi. Aralarında alevi, Sünni, dinsiz, aşırı dindar hatta ayık gün geçirmeyen Burhan amca da vardı. Sadece kavga yoktu aramızda ben hiç şahit olmadım farklı inançlarda ve düşüncelerde olan bu insanların kavga ettiğine saygı eşiğini hiç aşmadan öne sürülen fikirler eşliğinde kimse düşüncesinden vazgeçmez diğerleri de onu vazgeçirmek için uğraşmazdı. Korkunun kol gezmediği, insanın insana kıymet verdiği yaşanılası günlerden geçerken, büyüyorduk. O günlerden kalmadır fikirlerimi hiç sakınmadan pat diye ortaya atışım, o günlerin eseridir insan ayırmadan sevgiyi içimde yaşatışım. O günlerden kalma ne varsa özlemle hatırlarken bugünlerin karmaşasından sıyrılma telaşım. Şimdi ne oldu bu memlekete? Kardeş kardeşin boğazına sarılıyor, hiç uğruna kalpler kırılıyor. Komşuluk desen çoktan mazi olmuş. Herkes bir diğerine öteki diye bakarken eyvah ki eyvah bize olanlar olmuş. Saygılarımla İclal.

Elinin altında ne var?

Sinema sektörü bile değişen insan trendine uygun olmaya başladı artık sorgulayan şükretmeyi öğrenen bir topluk var. Elinin altındakilerle yetindiğinde mutluluğun da anahtarı sende oluyor. Ulaşamayacağın asla sana gelmeyecek şeyler için üzüldükçe kahrettiğin hayatı sana ait olanları görmeye başladığında birden bire düzeliyor. Gülmek için sebeplerin oluyor.  Baştan belirteyim, bu kesinlikle “Gerçekten yeni bir çoraba ihtiyacınız var mı?” diyerek edebiyat parçalayan bir yazı olmayacak. Evet, çoraba ihtiyacınız olmayabilir ama yenisini almanın ne kadar eğlenceli olduğu da tartışılmaz. Gelin görün ki her şeye rağmen bir şeyler ters gidiyor. Kabul edelim, mutsuzuz. Üstelik işten çıkıp koştura koştura gittiğimiz yoga seanslarına ve kaç çift olduğunu unuttuğumuz ayakkabılarımıza rağmen mutsuzuz. Eminim nedenini siz de sorguluyorsunuzdur ve raflarınız alıp alıp okumadığınız, okusanız da pek bir şey anlamadığınız kişisel gelişim kitaplarıyla dolup taşıyordur. Peki gerçekten derdimiz ne? Para mı? Sevgili mi? Eş mi? İş mi? Ya bunlar varken bile mutsuzsak? İngiliz yazar Anna Hart’a göre yanıt çok basit: “Şükürsüzlükten!” Hart’a hak vermemek zor. En son hayatınızda olan neyi kutladınız mesela? Hatırlıyor musunuz? “Şenlik, boyutu anlaşılması gereken en önemli şeydir ama biz onu tamamen kaybettik. Şenlik derken, anbean size gelen her şeyin keyfini çıkarma kapasitesinden söz ediyorum… Eğlenirken bile eğlenmiyor, bunun keyfini çıkarmıyorsunuz. Zaten kazanmak için oynayınca oyun bir işe dönüşüyor; o zaman sadece sonuç önemli oluyor.”Sahip olduklarına şükredenlerin “modu” her daim çok daha yüksek, uykuları çok daha düzenli ve kendilerini yorgun hissetme oranları gözle görülür biçimde daha düşük. Aslında bu meselenin ayak seslerini uzun zamandır duyuyoruz. Julia Roberts’ın yediği, dua ettiği, üstüne Javier Bardem’ine kavuştuğu günleri unutmuş olamazsınız (“Ye, Dua Et, Sev”i mutlaka izleyin). İnsanız hepimiz ve elimizdeki yetinmeyi öğrenmek zorundayız travesti bireyler hayat acımasız falan değil bizler onu en acımasız haliyle yaşantımıza dahil ediyoruz. İstanbul travestilerinden Bahar az ilke öz mutluluk kavramını hayatına sokmuş şimdi bunun meyvelerini topluyor yani mutlu oluyor hepinize mutlu günler dilerim İclal.

Çevre ve insan

 

“İnsan çe966929-kuleonu-tren-istasyonu-ispartavrenin değil, çevre insanın yaratışıdır.”Kendi ellerimizle şekillendirdiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Şimdi şu anda şikayet ettiğimiz ne varsa bizim eserimiz. Bizi başarı ve güce götürecek tüm yeteneğe sahibiz. Bilmediğimiz ise yeteneğe sahip olmanın yeteneği kullanabilmek olmadığıdır. Kullandığımız kelimeler bize hayattan isteklerimizi verecektir eğer bir lira isterseniz bir liranız olur. Olabileceklerinizin hepsini olmak, yapabileceklerinizin hepsini yapmak, işitebileceklerinizin hepsini işitmek, görebileceklerinizin hepsini görmek istiyorsanız engellerle nasıl başa çıkılması gerektiğini öğrenmek zorundasınız. Engeller her an hayallerinizi yıkabilir. Engeller pozitif tutumları negatife, güçlü durumları aciz duruma sokabilir. Negatif tutumun yaptığı en kötü şey, kişisel disiplini yok etmesidir. Kişisel disiplin kaybolduğunda, istediğiniz sonuçlar da kaybolur. Başarıya giden yolda trafik işareti olarak kullanılabilecek beş ilkeyi travesti bireylerle paylaşmak istiyorum. Bunlar sihirli ya da çok karmaşık ilkeler değildir, fakat bu ilkelere mutlaka uyulması gerekir. Onların kullanımında ustalaşırsanız, yapabileceğiniz işler üzerindeki sınır kalkacaktır. Onları kullanmazsanız, atlayabileceğiniz yüksekliğe çoktan sınır koymuşsunuz demektir. Olumlu olmak ve pozitif düşünmek başlangıçtır; fakat cevabın tümü değildir. Disiplinsiz olumluluk, sulanmanın başlangıcıdır. Disiplinli olumluluk ise harikalar yaratır. Zenginlik ve mutluluğu sağlamanın anahtarları sizin elinizde neyi nerede kullanacağınızı bilin yeter. Gerilimle başa çıkmanın iki yolu vardır: Birincisi küçük şeylere iltifat etmemektir. İkincisi ise her şey küçüktür. Tüm başarılı insanlar, başarının engellemenin öbür tarafında filiz verdiğini bilirler. Maalesef, bazı insanlar öbür tarafa geçmezler. Amaçlarını gerçekleştiremeyenler, engellemeler karşısında yılanlardır. Onlar istediklerine ulaşabilmeleri için atmaları gereken adımlara, engellemelerin engel olmasına izin verirler. Bu yolda engellemeleri yararak ilerleyeceksiniz. Her geri adım bir başarısızlık değil, sizi amacınıza götürecek yolda daha fazla bilgi veren bir geri beslemedir. Böylece daha ileriye gitmek için gerekli bilgileri sağlamış olacaksınız. Bu deneyimi yaşamamış başarılı bir insan bulabileceğinizden şüpheliyim. Başarı isterken geri de ileride aynıdır yeter ki pes etmeyin daima hedefinize göz dikin. Bunu başarabilen İstanbul travestileri şehrin getirdiği tüm zorluklara rağmen ayakta kalabiliyorlar. Hepimiz başarı istiyoruz o halde yılmak kelimesini sözlüklerimizden çıkarmalıyız. Sevgiyle kalın İclal.

Kadın

c

Dünyaya anlamak için değil sevmek için gönderilmiştir. Önce bunu bir anla sonra yorumla. Kadın yaşam üretir sen onu anlamak için dinlemek değil sadece bakmalısın. Gözlerinin ta içine bak ve onun farkında ol. Kadın sana bir psikiyatrın sorduğu soruları hiç para almadan soran kişidir. Dişil veya eril kavramları ancak zihinle, bedenle ilişkili olduklarında anlamlılar. Beni bir kadın veya erkek olarak dinleme; yoksa beni dinlemiyor olacaksın. Beni farkındalık olarak dinle. Ve farkındalık ne erkektir ne de kadındır. Bu cinsiyet ayrımı bedeninde vardır ve bir de zihninde vardır. Çünkü zihnin, bedeninin içsel parçası; bedenin de zihninin dıştaki parçasıdır. Beden ve zihin birbirlerinden ayrı şeyler değiller; onlar tek bir varlıktır. Gerçekte, ‘beden ve zihin’ demek doğru değil ‘ve’ bağlacı kullanılmamalı. Aralarında bir kısa çizgi daha kullanılmamalı: Sen bir bedenzihinsin. Kas gücün sadece hayvansılığın bir parçasıdır. Kadına bu gücüne güvenip hükmedemezsin. Erkeklerin neden kas gücü ile hareket ettiğini soran travesti bireylere şunu rahatlıkla söyleyebilirim çünkü dünya güç üzerine kurulmuştur. Bir kadının ince zekası düşünme yeteneği onlarda yoktur Ankara travestilerinden Bade’nin erkek yorumu şöyle hükmetmeye bayılan zayıf bir eril kişilikler topluluğu, haklı erkekler dünyaya ve kadınlara hükmetmeye bayılırlar. Her erkek, kadında annesini aramakta; her kadın da erkeğinde babasını aramaktadır. Bu yüzden her evlilik bir hayal kırıklığıdır: Anneni bulamazsın. Evlendiğin kadın sana annelik yapmaya gelmedi bu eve; senin karın, senin sevgilin olmak istiyor. Bir kadın, ne olursa olsun, temelde annedir. Babalık ise sonradan uydurulmuş bir kurumdur, doğal değildir. Ama anneliğin yeri doldurulamaz. Kadın ve erkek ne eşittir, ne de eşit değildir: Onlar eşsizdir. İki eşsiz varlığın buluşması varoluşa mucizevî bir şey getirir. Ancak garip olan bir gerçek vardır: Kadın, her zaman daha çok çocuksudur, gözleri daha çok hayretle doludur. Erkek, her zaman bilgi peşindedir. Peki, bilgi nedir? Bilgi sadece hayretten kurtulmaya yarayan bir araçtır. Tüm bilim varoluşun gizemini ortadan kaldırmaya çalışır ve bilimin anlamı bilgidir. Şu çok basit bir gerçektir ki, ne kadar çok bilirsen, o kadar az hayrete düşersin! Eğer kadın gerçekten bir kadın olma özgürlüğüne sahip değilse, erkek de asla gerçek bir erkek olma özgürlüğüne sahip olmayacaktır. Kadının özgürlüğü erkeğin özgürlüğü için bir zorunluluktur. Özgürlük hepimizin hakkı sevgiyle kalın İclal.

Nefret sınavı

 

Yaşarken her duyguyu tadacak, her şeyi yaşayacaksın bunlardan en çok nefret besleyecek seni ama sen sakın besleme onu bırak nefret duygusu geldiği gibi gitsin. Kimi zaman nefret sınavıyla karşılaşacaksın. Evet, doğru, insan dünyaya bir kere gelmez ve tüm dünya zevklerini tatmak ve   maddeye gömülmek için de gelmez, eş ruhunu bulmak veya  mutlu olmak için de değildir geliş amacı geliş amacını bulamayanlar sessizce göçüp giderler. Evet mutlu olmayı herkes ister, ama mutluluk bir sonuçtur, amaç değil. Amaç gelişmen, olgunlaşmandır ve kendini olgunlaştırıcı faaliyetlerinin sonucu olarak bir mutluluk duysan da, bu bir sonuçtur, amaç değil. Bu arada unutma ki, mutluluk maddeyle asla elde edilemez. Zaten maddi olmayan bir şey hiç maddeyle elde edilebilir mi? Mutluluk doğru davranışların sonucunda edinilen içsel bir olgudur ve yeryüzünde tadılanı da bedensizken erişilenin çok cılız bir tezahürüdür sadece ve insan niye gelir dünyaya. Bu konuya kafa yoran Ankara travestilerinden Bade sanırım cevapları da bulmuş. Gelişim ihtiyaçlarını tamamlamak, kusurlu taraflarını kusursuz hale getirmek, geri taraflarını ilerletmek, eksik taraflarını tamamlamak, budanacak taraflarını budamak, kaba taraflarını inceltmek, olgunlaştırılacak taraflarını olgunlaştırmak, geliştirilecek meleke ve kudretlerini geliştirmek, yani kısaca topluluk içinde yaşamayı öğrenmiş bir insan olabilmek için gelir, daha da kısası yetişmek için gelir. Mutluluk; yapacağın insani davranışlarla zaten kendiliğinden gelir sana, onu maddede aramayı bırak! Ruhsal eş filan arama hiç, unut gitsin! Birilerinle acı tatlı deneyimler geçirmekle birlikte aradığın ideal eşi bir türlü bulamaman, ne senin bir hatan, ne kaderinin bir oyunu, ne de talihin bir cilvesidir. Zaten aradığın ideal eşi bulmak ve mutlu olmak için gelmedin ki dünyaya senin daha ulvi bir amacın var. Dolayısıyla karşına ara sıra seni memnun edici insanlar çıksa da, çoğu zaman seni mutlu edecek insanlar değil, acı veya tatlı sonuçlarla sana dersler verecek, yontulmanı, eksik taraflarını tamamlamanı, olgunlaşmanı, gelişmeni, gözlemlerde bulunmanı, tecrübe edinmeni sağlayacak insanlar çıkacaktır. Bu bir dünya ilkesidir. Sen bu ilkelerle yaşayacak nefreti kendinden uzak tutacaksın. Yaşamdan tat almanın birinci kuralıdır bu evet bu kuralı değerli travesti dostlarım aklında tutsun. Yaşamak zorundaysak kimse bizden daha güzel yaşayamaz sevgilerimle İclal.

Mutluluk

welovemuhammadsav_1356377612135

Mutluluğa bir çift sözüm var; Nereden geldiğini bilmediğim bir mutluluğu buyur ettim bu sabah, sanki her şeyi sorguluyor muydum da bunu sorgulayım? Bunca acının içinde kimden kaçmıştı acaba neyse ne gelip beni bulmuştu ya sahipsiz bir kedi gibi sırnaştı ayaklarıma, bir kap su, bir parça yiyecek koydum önüne oyalansın diye bir kaç oyuncak. Önce saklayayım dedim, evimin en ücra köşesine kaçmayı huy edinmiş baksana ya senden de giderse diye, sonra vazgeçtim nedensiz, gidecekse geldiği gibi sessizce gitmeli. Güneşli bir sabaha uyandığımdan olsa gerek bütün iyi niyetim de üstümde ya ses etmedim, hiç sormadım öylece seyrettim sadece. Güneşin tepemde durmadan ısıtması içimi beni bir hayli endişelendirdi sanki bana ait olmayan bir mutlulukla hırsız gibi bir köşede duruyordum. Epey sonra aklım başıma geldi, kim kaybetmiş mutluluğu sen bulacaksın diye, mutluluk bu birine yapıştı mı gitmezdi. O ben değildim, biliyordum, anlık bir mutluluğu güneş gibi içime hapsederken, hiç yapmamam gerekeni yapıp sorguluyordum. Zaten sen neyi sorgulamıştın ki hayatında bunu sorgulayasın diyenlere inat, kısacık bir anın tadını çıkarıyordum. Mutluluktan yana ne nasibim varsa hepsini tüketiyordum. Yeniden topluma karışmak için gereken acılarımı giyip üstüme, bir köşe başında kaybolurken, mutluluğa yazdığım son şarkıyı mırıldanıyordum. Sen bana ancak bir hırsız gibi gelirsin, bir sabah… Mutluluk böyledir işte hiç beklemediğiniz bir anda çalar kapınızı ve daha siz onu sahiplenmeye kalkmadan yine geldiği gibi sessizce gider. Gitmesin mutluluk diyorsanız ona sahip çıkmayı öğrenmeniz lazım nasıl mı? Öncelikle onu kimsenin ulaşamayacağı yüksekçe bir yere koymalısınız şaka ya şaka travesti bireyleri biraz güldüreyim istedim. Yok sadece besleyin onu benim yaptığım gibi sevmediği yiyecekleri önüne koymayın ama olur mu? Mutluluk en çok mutluluğun kıymetini bilen insanları sever kıymet bilin mesela Ankara travestilerinden Bade mutluluğu derinlere saklanmasın diye her sabaha şükrederek uyanıyormuş. Mutluyum ve herkesi mutlu etmek istiyorum diye güne başlıyormuş böyle basit şeyleri sever mutluluk parayla falan da kandırmaya zahmet etmeyin. Mutluluk parayla satın alınamayacak kadar değerlidir. Mutlu kalın İclal.