Aylık arşivler: Ocak 2017

Garip

Gariplik nasıl anlatılır hiç bilmem insan yaşadığını kağıda dökmekte zorlanırmış Bugün şiir tadında bir paylaşım yapmak istedim sizlere garip bir tek taraflı aşk hikayesini kaleme aldım umarım beğenirsiniz. Tüm aşık travesti bireylere gelsin okumak su gibi kolay ama yazarken çektiğim sıkıntıyı bunu yazarken yanımda bulunan İstanbul travestilerinden Aşkın iyi bilir. Tuhaf bir dinginlik üzerime yağmış, sırılsıklam köşeye sığınmışım. Esrik de bir halim var neye baksam uçuşuyor, sen aklıma geldikçe bir daha sermest ediyor. Bilirken susmak ne kadar zorsa o kadar zorum, derdim zorum anlatmak da neyi nasıl sunsam diye günlerdir, dumanlar tüterken kafamdan beynimin her hücresiyle ayrı ayrı savaş veriyorum. Cephelerde asker olup vuruşan, süngü takıp dövüşen neferler gibi kahramanım, cesaretim aşkından, esaretim zincirimden kısa olsa canım yanar uzun tut ki az dolanayım. Dolanayım da beline hep orada kalayım. Sana şiir yazmaya kalkmıştım, iki kelimeyi yan yana getireyim derken yüklem aldı başını gitti. Gönlüm de garip, hanesini sılasını unutmuş. Köşe başında bitimsiz bir yağmurun altında, sokak lambası gibi dimdik kımıldamadan duruyor. Mezar kaçkınıyım, halim içler acısı, ışıksız pencerenin altından suretin süzülüyor. Hilal çekilmiş inzivaya ferimah yok. Elginim, kimsesizim, canımın cananı, gönlümün ilacı, eridim helak oldum, aç perdeni gör beni. Sevmenin günahı yok, azıcık da sev beni. Bir gönle gariplik çöktükten sonra, hanesi de, sılası da gurbettir. Hasretlik boynunu büktükten sonra, rüyası da, hülyası da gurbettir. Fark etmez gurbette ne yokuş, ne düz, görmeyene birdir gece ve gündüz, yoksa çevresinde tanıdık bir yüz, İki kaşın arası da gurbettir. Şah damarı kadar yakın da olsa, uzaktır arada bir perde varsa, gönül arzuluyor, göz görmüyorsa,şu duvarın arkası da gurbettir. Aşkın karşılığı olmayınca içine düştüğün durumun gurbetten farkı yoktur onun kalbi senin yurdun olmuştur ve sen oraya hasretsin yurdundan olmuş sıla hasreti çekersin. Garipliğimin ilacı çaresi oysa ondan uzakta her daim garip kalırım. Hiç kimse böyle bir duruma düşmesin her zaman karşılıklı aşklar sevmeler olsun sevgiyle kalın İclal.

Geçmiş zaman olur ki;

966929-kuleonu-tren-istasyonu-isparta

Çocukluğum küçük bir mahallenin tam ortasında yükselen yığma tuğlalı bir evde geçti. Komşularımızın bahçeleri ile iç içe geçmiş bir bahçemiz ve her daim çiçek açan meyve ağaçlarımız dallarını biraz uzatsa üstünde olgunlaşan meyveyi yemek yoldan geçenin hakkıydı. Bütün gün toplanıp oynadığımız oyunlardan yorgun düştüğümüzde kimin evine denk gelirse orada dinlenir, margarinli ya da salçalı ekmekle karnımızı doyururduk. Üstümüzün çamur olmasını kol ağızlarımızın yırtık olmasını umursamayan komşu teyzelerimizin şefkati, onları ailemizden biri olarak görmemize yeterliydi. Akşam yemeği saatinde mahalleden el ayak çekilince huzur sokağın her karesinde hissedilirdi sofra daha ortadan kalkmadan ajans saati başlar ve hiçbir ajans tek başına izlenmezdi. Biz çocuklar bilirdik haberler başladığında saygıyla susmamız gerektiğini eve gelen komşularımızla birlikte izlenen haber saatinde çıt çıkarmazdık. Yaşanmış gerçek bir hikayenin burasında susan Ankara travestilerinden Bade yutkunuyor sanki geçmişe özlemi iyice artarak çoğalıyor. Anlatmaya devam ediyor tüm travesti bireyler için yeniden böyle mutlu günler dilerken sessiz ve derinden iç geçiriyor. Önümüze konulan pasta börek eşliğinde yudumlarken ince belli bardakta sunulan portakallı oraletimizi ( Ben portakallı severdim) kulak kesilirdik konuşulanlara önce hep mahallenin en büyüğü olan İsmet amca konuşurdu. – Ya nereye gidiyor bu memleket muhalefetle bu koalisyon yürümüyor, yine yanlış kararlar alıyorlar. Derken lafa Kenan amca girer –Üstadım bunlar bilmiyor bu işleri vereceksin Hükümet yetkilerini askere bak nasıl düzeliyor her şey diye devam ederdi. Aralarında alevi, Sünni, dinsiz, aşırı dindar hatta ayık gün geçirmeyen Burhan amca da vardı. Sadece kavga yoktu aramızda ben hiç şahit olmadım farklı inançlarda ve düşüncelerde olan bu insanların kavga ettiğine saygı eşiğini hiç aşmadan öne sürülen fikirler eşliğinde kimse düşüncesinden vazgeçmez diğerleri de onu vazgeçirmek için uğraşmazdı. Korkunun kol gezmediği, insanın insana kıymet verdiği yaşanılası günlerden geçerken, büyüyorduk. O günlerden kalmadır fikirlerimi hiç sakınmadan pat diye ortaya atışım, o günlerin eseridir insan ayırmadan sevgiyi içimde yaşatışım. O günlerden kalma ne varsa özlemle hatırlarken bugünlerin karmaşasından sıyrılma telaşım. Şimdi ne oldu bu memlekete? Kardeş kardeşin boğazına sarılıyor, hiç uğruna kalpler kırılıyor. Komşuluk desen çoktan mazi olmuş. Herkes bir diğerine öteki diye bakarken eyvah ki eyvah bize olanlar olmuş. Saygılarımla İclal.

Elinin altında ne var?

Sinema sektörü bile değişen insan trendine uygun olmaya başladı artık sorgulayan şükretmeyi öğrenen bir topluk var. Elinin altındakilerle yetindiğinde mutluluğun da anahtarı sende oluyor. Ulaşamayacağın asla sana gelmeyecek şeyler için üzüldükçe kahrettiğin hayatı sana ait olanları görmeye başladığında birden bire düzeliyor. Gülmek için sebeplerin oluyor.  Baştan belirteyim, bu kesinlikle “Gerçekten yeni bir çoraba ihtiyacınız var mı?” diyerek edebiyat parçalayan bir yazı olmayacak. Evet, çoraba ihtiyacınız olmayabilir ama yenisini almanın ne kadar eğlenceli olduğu da tartışılmaz. Gelin görün ki her şeye rağmen bir şeyler ters gidiyor. Kabul edelim, mutsuzuz. Üstelik işten çıkıp koştura koştura gittiğimiz yoga seanslarına ve kaç çift olduğunu unuttuğumuz ayakkabılarımıza rağmen mutsuzuz. Eminim nedenini siz de sorguluyorsunuzdur ve raflarınız alıp alıp okumadığınız, okusanız da pek bir şey anlamadığınız kişisel gelişim kitaplarıyla dolup taşıyordur. Peki gerçekten derdimiz ne? Para mı? Sevgili mi? Eş mi? İş mi? Ya bunlar varken bile mutsuzsak? İngiliz yazar Anna Hart’a göre yanıt çok basit: “Şükürsüzlükten!” Hart’a hak vermemek zor. En son hayatınızda olan neyi kutladınız mesela? Hatırlıyor musunuz? “Şenlik, boyutu anlaşılması gereken en önemli şeydir ama biz onu tamamen kaybettik. Şenlik derken, anbean size gelen her şeyin keyfini çıkarma kapasitesinden söz ediyorum… Eğlenirken bile eğlenmiyor, bunun keyfini çıkarmıyorsunuz. Zaten kazanmak için oynayınca oyun bir işe dönüşüyor; o zaman sadece sonuç önemli oluyor.”Sahip olduklarına şükredenlerin “modu” her daim çok daha yüksek, uykuları çok daha düzenli ve kendilerini yorgun hissetme oranları gözle görülür biçimde daha düşük. Aslında bu meselenin ayak seslerini uzun zamandır duyuyoruz. Julia Roberts’ın yediği, dua ettiği, üstüne Javier Bardem’ine kavuştuğu günleri unutmuş olamazsınız (“Ye, Dua Et, Sev”i mutlaka izleyin). İnsanız hepimiz ve elimizdeki yetinmeyi öğrenmek zorundayız travesti bireyler hayat acımasız falan değil bizler onu en acımasız haliyle yaşantımıza dahil ediyoruz. İstanbul travestilerinden Bahar az ilke öz mutluluk kavramını hayatına sokmuş şimdi bunun meyvelerini topluyor yani mutlu oluyor hepinize mutlu günler dilerim İclal.

Çevre ve insan

 

“İnsan çe966929-kuleonu-tren-istasyonu-ispartavrenin değil, çevre insanın yaratışıdır.”Kendi ellerimizle şekillendirdiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Şimdi şu anda şikayet ettiğimiz ne varsa bizim eserimiz. Bizi başarı ve güce götürecek tüm yeteneğe sahibiz. Bilmediğimiz ise yeteneğe sahip olmanın yeteneği kullanabilmek olmadığıdır. Kullandığımız kelimeler bize hayattan isteklerimizi verecektir eğer bir lira isterseniz bir liranız olur. Olabileceklerinizin hepsini olmak, yapabileceklerinizin hepsini yapmak, işitebileceklerinizin hepsini işitmek, görebileceklerinizin hepsini görmek istiyorsanız engellerle nasıl başa çıkılması gerektiğini öğrenmek zorundasınız. Engeller her an hayallerinizi yıkabilir. Engeller pozitif tutumları negatife, güçlü durumları aciz duruma sokabilir. Negatif tutumun yaptığı en kötü şey, kişisel disiplini yok etmesidir. Kişisel disiplin kaybolduğunda, istediğiniz sonuçlar da kaybolur. Başarıya giden yolda trafik işareti olarak kullanılabilecek beş ilkeyi travesti bireylerle paylaşmak istiyorum. Bunlar sihirli ya da çok karmaşık ilkeler değildir, fakat bu ilkelere mutlaka uyulması gerekir. Onların kullanımında ustalaşırsanız, yapabileceğiniz işler üzerindeki sınır kalkacaktır. Onları kullanmazsanız, atlayabileceğiniz yüksekliğe çoktan sınır koymuşsunuz demektir. Olumlu olmak ve pozitif düşünmek başlangıçtır; fakat cevabın tümü değildir. Disiplinsiz olumluluk, sulanmanın başlangıcıdır. Disiplinli olumluluk ise harikalar yaratır. Zenginlik ve mutluluğu sağlamanın anahtarları sizin elinizde neyi nerede kullanacağınızı bilin yeter. Gerilimle başa çıkmanın iki yolu vardır: Birincisi küçük şeylere iltifat etmemektir. İkincisi ise her şey küçüktür. Tüm başarılı insanlar, başarının engellemenin öbür tarafında filiz verdiğini bilirler. Maalesef, bazı insanlar öbür tarafa geçmezler. Amaçlarını gerçekleştiremeyenler, engellemeler karşısında yılanlardır. Onlar istediklerine ulaşabilmeleri için atmaları gereken adımlara, engellemelerin engel olmasına izin verirler. Bu yolda engellemeleri yararak ilerleyeceksiniz. Her geri adım bir başarısızlık değil, sizi amacınıza götürecek yolda daha fazla bilgi veren bir geri beslemedir. Böylece daha ileriye gitmek için gerekli bilgileri sağlamış olacaksınız. Bu deneyimi yaşamamış başarılı bir insan bulabileceğinizden şüpheliyim. Başarı isterken geri de ileride aynıdır yeter ki pes etmeyin daima hedefinize göz dikin. Bunu başarabilen İstanbul travestileri şehrin getirdiği tüm zorluklara rağmen ayakta kalabiliyorlar. Hepimiz başarı istiyoruz o halde yılmak kelimesini sözlüklerimizden çıkarmalıyız. Sevgiyle kalın İclal.

Kadın

c

Dünyaya anlamak için değil sevmek için gönderilmiştir. Önce bunu bir anla sonra yorumla. Kadın yaşam üretir sen onu anlamak için dinlemek değil sadece bakmalısın. Gözlerinin ta içine bak ve onun farkında ol. Kadın sana bir psikiyatrın sorduğu soruları hiç para almadan soran kişidir. Dişil veya eril kavramları ancak zihinle, bedenle ilişkili olduklarında anlamlılar. Beni bir kadın veya erkek olarak dinleme; yoksa beni dinlemiyor olacaksın. Beni farkındalık olarak dinle. Ve farkındalık ne erkektir ne de kadındır. Bu cinsiyet ayrımı bedeninde vardır ve bir de zihninde vardır. Çünkü zihnin, bedeninin içsel parçası; bedenin de zihninin dıştaki parçasıdır. Beden ve zihin birbirlerinden ayrı şeyler değiller; onlar tek bir varlıktır. Gerçekte, ‘beden ve zihin’ demek doğru değil ‘ve’ bağlacı kullanılmamalı. Aralarında bir kısa çizgi daha kullanılmamalı: Sen bir bedenzihinsin. Kas gücün sadece hayvansılığın bir parçasıdır. Kadına bu gücüne güvenip hükmedemezsin. Erkeklerin neden kas gücü ile hareket ettiğini soran travesti bireylere şunu rahatlıkla söyleyebilirim çünkü dünya güç üzerine kurulmuştur. Bir kadının ince zekası düşünme yeteneği onlarda yoktur Ankara travestilerinden Bade’nin erkek yorumu şöyle hükmetmeye bayılan zayıf bir eril kişilikler topluluğu, haklı erkekler dünyaya ve kadınlara hükmetmeye bayılırlar. Her erkek, kadında annesini aramakta; her kadın da erkeğinde babasını aramaktadır. Bu yüzden her evlilik bir hayal kırıklığıdır: Anneni bulamazsın. Evlendiğin kadın sana annelik yapmaya gelmedi bu eve; senin karın, senin sevgilin olmak istiyor. Bir kadın, ne olursa olsun, temelde annedir. Babalık ise sonradan uydurulmuş bir kurumdur, doğal değildir. Ama anneliğin yeri doldurulamaz. Kadın ve erkek ne eşittir, ne de eşit değildir: Onlar eşsizdir. İki eşsiz varlığın buluşması varoluşa mucizevî bir şey getirir. Ancak garip olan bir gerçek vardır: Kadın, her zaman daha çok çocuksudur, gözleri daha çok hayretle doludur. Erkek, her zaman bilgi peşindedir. Peki, bilgi nedir? Bilgi sadece hayretten kurtulmaya yarayan bir araçtır. Tüm bilim varoluşun gizemini ortadan kaldırmaya çalışır ve bilimin anlamı bilgidir. Şu çok basit bir gerçektir ki, ne kadar çok bilirsen, o kadar az hayrete düşersin! Eğer kadın gerçekten bir kadın olma özgürlüğüne sahip değilse, erkek de asla gerçek bir erkek olma özgürlüğüne sahip olmayacaktır. Kadının özgürlüğü erkeğin özgürlüğü için bir zorunluluktur. Özgürlük hepimizin hakkı sevgiyle kalın İclal.